Aşkın ve İntikamın En Eğlenceli Hali
Yedi Kocalı Hürmüz (1971), Türk sinemasının en neşeli, en kıvrak ve kadın zekasını baş tacı eden şaheserlerinden biridir. Hikayemiz, güzelliğiyle mahallenin aklını başından alan Hürmüz'ün, hapisteki kocası Ömer’i büyük bir sadakatle sevmesiyle başlar. Ancak Hürmüz, canından çok sevdiği Ömer'in hapishanede kendisinden başka tam altı kadınla daha evli olduğunu öğrendiğinde dünyası başına yıkılmaz; aksine içindeki o dahi ve intikamcı kadın uyanır! "Erkek milletinin adaleti buysa, Hürmüz’ün adaleti de budur" diyerek her güne bir koca sığdıracağı muazzam bir planı devreye sokar. Hızır Reis, Bekçi Hasan, Tulumbacı Hayri, Hallaç Rüstem ve Berber Hasan derken, Hürmüz her biriyle nikahlanır ancak hiçbirini gerdek gecesinde yanına yaklaştırmadan, binbir gece masallarını aratmayan oyunlarla evden kaçırır. Hürmüz'ün asıl kalbini çalan ise mahallenin kibar, eğitimli ve yakışıklı Doktor'u olacaktır. Tüm bu erkekleri aynı evde idare etmeye çalışırken ortaya çıkan o tatlı karmaşa, Türk sinema tarihinin en büyük kahkahalarına dönüşür.
"Erkek kısmı değil mi? Hepsinin köküne kibrit suyu! Bir kadın yedi kocalı olur da, yedi koca bir kadına yetmez miymiş, görecekler!"
1970'li yılların başına gelindiğinde Türkiye, siyasi çalkantılar ve ekonomik darboğazlarla boğuşan bir toplumsal yapıya sahipti. Yeşilçam, halkın bu kasvetli havadan sıyrılıp derin bir nefes alabilmesi için geleneksel orta oyunu ve tuluat estetiğini sinemaya taşıdı. Sadık Şendil'in ölümsüz tiyatro eserinden beyazperdeye aktarılan bu yapım, dönemin kasvetli atmosferine inat, rengarenk kıyafetleri, neşeli şarkıları ve absürt mizahıyla sinema salonlarını dolduran kitlelere adeta bir panzehir olmuştur.
Ataerkil Düzene Kadın Zekasının Zarif İsyanı
Yedi Kocalı Hürmüz (1971), ilk bakışta hafif bir komedi gibi görünse de aslında döneminin çok ötesinde bir toplumsal cinsiyet ve sınıf eleştirisi barındırır. Film, erkeğin çok eşliliğini doğal gören ataerkil zihniyete, aynı silahla (ve çok daha zekice) karşılık veren bir kadının hikayesidir. Hürmüz’ün evlendiği erkek figürleri, Osmanlı-Türk toplumunun farklı sınıfsal ve mesleki katmanlarını temsil eder: Gücü temsil eden Hızır Reis, nizamı temsil eden Bekçi, sokağın hakimi Tulumbacı ve esnafı temsil eden Berber. Hürmüz, bu erkeklerin her birinin zaaflarını, egolarını ve mülkiyet arzularını çözerek onları kendi oyun sahasında parmağında oynatır. Sadık Şendil’in kalemi ve Atıf Yılmaz'ın rejisiyle, kadın figürü edilgen olmaktan çıkıp tamamen etken, yöneten ve sistemle dalga geçen bir özneye dönüşür.
İstanbul Mahalle Kültürü ve Kaosun Estetiği
Filmin tematik merkezinde geleneksel İstanbul mahalle kültürü ve bu kültürün yarattığı sıcak, dar ama bir o kadar da hareketli mekân kullanımı yer alır. Hürmüz’ün evi, adeta bir tiyatro sahnesi gibi tasarlanmıştır. Odalar, kapılar ve dolaplar; kocaların birbirinden gizlendiği, saklandığı ve kıl payı kurtulduğu birer labirent işlevi görür. Filmde renk kullanımı ve kostümler, karakterlerin ruh halini ve filmin yüksek enerjisini destekleyen en önemli sinematografik unsurlardır. Hüzün ve korku, bu filmde asla kalıcı olamaz; en gerilimli anlar bile (kocaların aynı anda eve gelmesi gibi) yüksek tempolu bir vodvil ritmiyle saf neşeye ve tatlı bir kaosa tahvil edilir.
Sultan’ın İhtişamı ve Rüya Kadrosunun Düeti
Filmin başarısının arkasındaki en büyük güç, şüphesiz ki Yeşilçam'ın Sultan'ı Türkan Şoray'ın büyüleyici performansıdır. Şoray, Hürmüz karakterine hem erişilmez bir zarafet hem de halktan, içimizden bir kadının kurnazlığını ve sıcaklığını katmıştır. Erkek oyuncu kadrosu ise adeta bir şampiyonlar ligidir: Tanju Gürsu, Salih Güney, Süleyman Turan ve usta oyuncu Münir Özkul'un sergilediği performanslar, aralarındaki komedi zamanlaması ve kimya kusursuzdur. Ali Şen ve Cevat Kurtuluş gibi karakter oyuncularının filme kattığı neşe, yapımın sinematografik değerini katlar. Atıf Yılmaz, oyuncu yönetimindeki dehasını burada da göstererek toplu sahnelerde bile her karakterin parlamasını sağlamıştır. Filmin müzikal altyapısı ve dans koreografileri ise hikayenin ritmini sürekli ayakta tutan en dinamik unsurdur.
Kolektif Hafızanın Silinmez Sayfası
Yedi Kocalı Hürmüz (1971), Türk toplumunun kolektif hafızasında "kadın zekasının ve neşesinin sembolü" olarak yer etmiştir. Günümüzde bile televizyon ekranlarında her yayınlandığında reyting rekorları kırması, repliklerinin sosyal medyada caps ve video olarak paylaşılması, filmin zamansızlığının en büyük kanıtıdır. Bizlere ataerkil dünyaya kahkahalarla meydan okumanın ne kadar zarif olabileceğini öğreten bu film, sinemamızın başyapıtlarından biridir.
Keşfetmeye Devam Edin
Eğer Yedi Kocalı Hürmüz’ün o neşeli, muzip, bol entrikalı ve kadın merkezli dünyasını sevdiyseniz, popüler döngülerin dışına çıkan şu gizli kalmış Yeşilçam mücevherlerine de mutlaka göz atmalısınız:
Güllü (1971): Yine Atıf Yılmaz yönetmenliğinde, Türkan Şoray ve Ediz Hun'un başrollerini paylaştığı, köyden kente gelen bir kadının erkek egemen dünyaya karşı dişli ve eğlenceli intikam mücadelesini anlatan harika bir komedi.
Oh Olsun (1973): Ertem Eğilmez'in yönettiği; Tarık Akan, Hale Soygazi ve Hulusi Kentmen'in oynadığı, zengin fabrika sahibinin oğulları ile işçi kızların aşkı etrafında dönen, yine sınıf çatışmasını neşeyle çözen bir klasik.
Kezban Paris'te (1971): Hülya Koçyiğit'in başrolde olduğu, geleneksel bir kadının modern hayata meydan okuyuşunu ve erkeklerin oyunlarını tersine çevirişini konu alan keyifli bir dönem filmi.
Şoför Nebahat (1970): Fatma Girik'in başrolünde devleştiği, erkek egemen bir meslek olan taksi şoförlüğünde bir kadının hem ekmek kavgasını hem de mahalledeki duruşunu komedi unsurlarıyla işleyen kült yapım.
Fosforlu Cevriyem (1969): Türkan Şoray ve Tanju Gürsu'yu tekrar bir araya getiren, sokakların kurallarına göre yaşayan argolu, bıçkın ama altın kalpli bir sokak kadınının hem hüzünlü hem de son derece eğlenceli hikayesi.