Talihe Boyun Eğmeyenlerin Hikayesi: Mustafa’nın Zorlu Seçimi
Yeşilçam'ın o bildik, sıcak ama bir o kadar da hüzünlü mahallelerinden birine konuk oluyoruz bu kez. Kemal Sunal’ın alışılagelmiş saf ve komik "Şaban" personasından sıyrılıp, hayatın sillesini yemiş, gururlu bir halk çocuğu olan Mustafa olarak karşımıza çıktığı Devlet Kuşu, izleyicinin yüreğine dokunan bir kırılma noktasını merkezine alıyor. Mahallelerine apartman dikmeye gelen milyoner bir iş adamının şımarık, lüks düşkünü kızı Hülya (Serpil Çakmaklı), bizim Mustafa’ya abayı yakar. Mustafa bir yanda yoksulluktan beli bükülmüş, gecekondusunun yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış ailesi, diğer yanda ise mahallenin saf temiz kızı Aynur (Mehtap Ar) ve kendi gururu arasında sıkışıp kalır. Zenginlik, Mustafa için ailesini kurtaracak bir "devlet kuşu" mudur, yoksa özgürlüğünü elinden alacak bir altın kafes mi?
"Para her şeyi satın alır sanıyorsunuz değil mi? Satın alamayacağı şeyler de var bu dünyada... Mesela gurur, mesela insanlık!"
Film, 1980 yılının hemen eşiğinde, Türkiye’nin sosyal ve ekonomik olarak en çalkantılı, gecekondulaşmanın ve sınıfsal uçurumların zirve yaptığı bir dönemde izleyiciyle buluştu. Memduh Ün’ün kamerası, o dönemin İstanbul’undaki kupon arazi yağmasını, eski mahalle kültürünün lüks apartman blokları karşısında nasıl can çekiştiğini Mustafa’nın trajedisi üzerinden ustalıkla topluma ayna tutarak anlatıyor.
Gecekondu Gururu, Apartman Şımarıklığına Karşı
Devlet Kuşu, edebiyatımızın güçlü kalemi Orhan Kemal’in aynı adlı romanından uyarlanmıştır. Bu yüzden film, yüzeysel bir zengin-fakir aşkının çok ötesinde derin bir sınıf analizi barındırır. Bir tarafta kıt kanaat geçinen, namusuyla yaşayan ve birbirine tutunan gecekondu halkı; diğer tarafta ise paranın gücüyle her şeyi, hatta insan ruhunu bile satın alabileceğini düşüren burjuvazi vardır. Hülya’nın babası milyoner iş adamı Süleyman Bey (Hüseyin Kutman), mahalleyi dönüştürmek isteyen rant zihniyetinin vücut bulmuş halidir. Mustafa'nın ailesini kurtarma arzusu ile sınıfsal kökenlerine ihanet etmeme çelişkisi, dönemin köyden kente göç eden Türk insanının yaşadığı kimlik karmaşasını harika özetler.
Beton Griliği Altında Ezilen Sıcak Mahalle
Filmde mekân kullanımı başlı başına bir anlatım dilidir. Mustafa’nın yaşadığı ahşap, eski ve dökülen ev; yoksulluğa rağmen içinde samimiyeti, sofranın bereketini ve insanlığı barındırır. Yeni dikilen betonarme apartmanlar ise soğukluğu, yabancılaşmayı ve paranın getirdiği yapaylığı simgeler. Memduh Ün, sinematografide bu tezatlığı izleyicinin gözüne sokmadan, sahnelerin atmosferiyle hissettirir. Film boyu yüzümüze çarpan o buruk hüzün, komedi unsurlarıyla dengelense de izleyicide her an bir şeyler kaybedilecekmiş hissi (mahalle kültürünün yok oluşu) yaratır.
Kemal Sunal’ın Devleşen Dram Oyunculuğu
Kemal Sunal, bu filmde sadece güldüren bir aktör olmadığını, muazzam bir dram yeteneğine sahip olduğunu tüm sinema dünyasına kanıtlamıştır. Mustafa karakterinin içsel kavgalarını, gözlerindeki o çaresiz ama mağrur bakışı aktarmadaki başarısı ayakta alkışlanacak cinstendir. Serpil Çakmaklı ise ilk sinema deneyimlerinden biri olmasına rağmen şımarık ama içten içe sevgiye aç zengin kız rolünde sırıtmaz. Mahallenin bıçkın delikanlısı, Mustafa'nın arkadaşı rölündeki Bülent Kayabaş ve fedakar baba rolünde Reha Yurdakul kadronun gücünü artırır. Cahit Berkay imzalı o eşsiz, hüzünlü ve insanı hemen sarıp sarmalayan filmin müzikleri ise sahnelerin duygusal yükünü iki katına çıkarır.
Kolektif Hafızadaki Yeri ve Meta Açıklaması
Devlet Kuşu, televizyon ekranlarında her yayınlandığında bizi hem gülümseten hem de gözlerimizi dolduran, Türk sinemasının en dürüst sistem eleştirilerinden biridir. Paranın her kapıyı açamadığını, insanın en büyük sermayesinin karakteri olduğunu anlatması bakımından kolektif hafızamızda sarsılmaz bir yere sahiptir.
Keşfetmeye Devam Edin
Eğer Devlet Kuşu filminin o buruk, gerçekçi ve samimi mahalle atmosferini sevdiyseniz, sinema kütüphanemizin şu saklı ve özel köşelerine de mutlaka göz atmalısınız:
Gırgıriye (1981): Mahalle kültürünü, yoksulluğu ama neşeyi elden bırakmayan insanları bu kez daha müzikal ve eğlenceli bir tonda izlemek için harika bir Kartal Tibet klasiği.
Bekçiler Kralı (1979): Yine Kemal Sunal’ın toplumsal çarpıklıklara, mahalleliye kök söktüren zengin esnafa karşı halkın yanında durduğu, mizahı yüksek bir başyapıt.
Zübük (1980): Dönemin siyasi ve sosyal eleştirisini Kemal Sunal’ın muazzam oyunculuğuyla, bu kez hiciv sanatının zirvesinde görmek isteyenler için birebir.
Düş Düşmanı (1979): Memduh Ün'ün toplumsal gerçekçi çizgisini ve Türk toplumunun sosyo-ekonomik çıkmazlarını farklı bir karakter draması üzerinden solumak adına güçlü bir yapım.
Kapıcılar Kralı (1976): Sınıfsal çatışmanın, apartman yaşamının ve toplumsal dönüşümün kapıcı Seyit’in gözünden anlatıldığı, zengin-fakir ilişkilerini masaya yatıran bir başka kült film.