Tür: Dram
Yönetmen: Zeki Demirkubuz
Oyuncular: Güven Kıraç, Haluk Bilginer, Derya Alabora, Yalçın Çakmak, İskender
Altın, Doğan Turan, Melis Tuna, Ajlan Aktuğ, Nihal G. Koldaş, Feridun Koç,
Nazım Gök, Salih Urfa, Erdoğan Seren, Süha Tuna, Apo Demirkubuz, Namık Eken,
Eray Kantarcı, Rıza Sönmez, Ümit Çırak, Engin Kurtcuoğlu, Dursun Derebaşı
Üç Hayat, Bir Kader ve Kırık Bir Ayna
Yusuf, yıllar sonra hapisten çıktığında elinde sadece eski, paslı bir adres vardır. Ancak girdiği dünya, bıraktığından daha karanlıktır. İzbe bir pansiyonda yolları kesişen Bekir ve Uğur, aslında birer insan değil, birer "yangın"dır.
Uğur, hapishaneden hapishane gezen, şiddet bağımlısı sevgilisi Zagor’un peşinde Anadolu yollarını arşınlamaktadır. Bekir ise, Uğur’un bu amansız yolculuğunun en sadık, en yaralı ve en saplantılı takipçisidir. Bekir, Uğur'a aşıktır; Uğur ise Zagor’a. Bu, birbirini kovalayan ama asla kavuşamayan gölgelerin hikayesidir. Yusuf bu trajediye dahil olduğunda, "masumiyet" kavramının aslında günahsızlık değil, bir amaca veya bir insana kayıtsız şartsız "teslimiyet" olduğunu anlayacaktır. Herkesin bir "Zagor"u vardır ve o Zagor için ödenen bedel, insanın kendi hayatıdır.
"Kaderimiz buymuş bizim... Birbirimize dolanmışız, çözülmüyor. Herkesin bir Zagor'u var işte, bizimki de bu yol."
1997 yılı, Türk sinemasının "gişe devrimi" yapan Eşkıya ile şahlandığı yıl olsa da; arka sokaklarda, duman altı pavyon köşelerinde ve izbe otel odalarında başka bir devrim daha yaşanıyordu. Zeki Demirkubuz, sinemamızın "yeraltı" kralı olarak, Masumiyet ile Türk toplumunun karanlık, saplantılı ve "kaderci" ruhuna neşter atıyordu.
Bu film, Yeşilçam'ın o steril aşk anlayışını paramparça eden, aşkın en hastalıklı ama en dürüst halini anlatan bir kült eserdir.
"Kader"e Teslim Olmuş Bir Türkiye
1997, Türkiye'nin siyasi olarak çalkalandığı (28 Şubat süreci), ekonomik istikrarsızlığın ve toplumsal umutsuzluğun kol gezdiği bir yıldı.
-
Dışlanmışların Anatomisi: Yusuf, Bekir ve Uğur... Onlar, ana akım siyasetin veya ekonomik kalkınmanın "istatistiği" bile olamayacak kadar kıyıda köşede kalmış insanlardır. Film, toplumun görmezden geldiği "kaybedenler" kulübüne, hiçbir ajitasyon yapmadan mikrofon uzatır.
-
Namus ve Hapishane: Yusuf’un namus cinayeti sonrası dış dünyaya yabancılaşması, Anadolu'nun katı ahlak yasalarının bir insanı nasıl içi boş bir kabuğa dönüştürdüğünün resmidir. Yusuf dışarıdadır ama ruhu hala o hücrededir; çünkü dışarısı, içeriden daha insafsızdır.
Bitmeyen "Yol" ve Ucuz Oteller
-
Sermayesiz Tutku: Bekir’in (Haluk Bilginer) babasından kalan dükkanı, huzurunu ve parasını Uğur’un (Derya Alabora) peşinde harcaması, rasyonel ekonomik mantığın iflasıdır. Bekir, 90’ların yükselen değerleri olan "köşeyi dönme" veya "kariyer" yerine, sonu gelmeyen bir "yol"u ve iflası seçer.
-
Yoksulluğun Estetiği: Filmdeki o meşhur sarı ışıklı pavyonlar ve dökülen pansiyon odaları, 90'ların "ışıltılı" pop kültürünün arkasındaki gerçek yoksulluğu ve kültürel sıkışmışlığı belgeler.
"O Meşhur Tirat"
-
Haluk Bilginer Patlaması: Magazin dünyası o dönemde Haluk Bilginer'i "Hollywood görmüş jön" olarak tanırken, bu filmle birlikte Bilginer'in o meşhur "çat kapı" tiradı (Bekir'in hikayesini anlattığı sekans) Türk sinema tarihine kazındı. Bugün bile o tirat, konservatuarların giriş sınavlarında en çok ezberlenen metindir.
-
Bağımsız Sinemanın Zaferi: Büyük bütçeli yapımların aksine, Masumiyet çok dar bir kadro ve düşük bütçeyle Venedik Film Festivali'ne kadar uzanarak bağımsız sinemacıların idolü haline geldi. Magazin sayfalarında "Küçük bütçeli büyük başarı" başlıkları atıldı.
-
Derya Alabora ve Uğur Karakteri: Alabora'nın hayat verdiği Uğur, Türk sinemasındaki "hayat kadını" klişelerini (mağdur ve ağlayan kadın) yıktı. Onun yerine güçlü, ne istediğini bilen ve Zagor’a olan imkansız aşkı için dünyayı yakmaya hazır bir "anti-kahraman" yarattı.
Ruhun Çıplak Hali
Masumiyet, izleyiciye güzel bir dünya vaat etmez. Aksine, insanın en zayıf, en zavallı ve en saplantılı yanlarını ayna gibi yüzüne tutar. Zeki Demirkubuz’un bu sert anlatımı, Yeşilçam’ın "iyi insanlar sonunda kazanır" yalanına verilmiş en dürüst cevaptır. Film bittiğinde damağınızda kalan o acı tat, aslında hepimizin içindeki o "vazgeçemeyişin" tadıdır.