Eşkıya (1996)



Tür: Suç, Dram, Gerilim
Yönetmen:Yavuz Turgul
Oyuncular: Şener Şen, Uğur Yücel, Sermin Hürmeriç, Yeşim Salkım, Kamran Usluer, Ülkü Duru, Özkan Uğur, Necdet Mahfi Ayral, Kayhan Yıldızuğlu, Güven Hokna, Kemal İnci, Melih Çardak, Settar Tanrıöğen, Celal Perk, Ümit Çırak, Rıza Sönmez, Romina Özipekçi, Kezban Sardan, Kurtcebe Turgul, Can Yılmaz, Yurdan Edgü, Zübeyde Erden, Cevat Çapan, Selim Erdoğan, Hakan Kiremitçi, Hakan Bilgin, Yaşar Uzel, Yosi Mizrahi, Konuralp Sunal, Nazım Sütlüoğlu, Erkan Kara, Erdal Atik, Suat Tok, Mahmut Güngör, Ahmet Erciyes, Tarkan Oğuz Yaşlı, Hakan Sütlüoğlu, Burç Bakan, Mithat Bereket, Gülgün Feyman


Gökdelenlerin Tepesinde Bir Dağ Kartalı

Cudi'nin tepesinden, baraj sularının boğduğu bir geçmişten gelen Baran, cebinde bir adres ve yüreğinde 35 yıllık bir yeminle İstanbul'a iner. İstanbul ona yabancıdır; neon ışıkları gözlerini kör eder, otomobillerin gürültüsü huzurunu kaçırır. Ancak o, sadece ihanetiyle yüzleşmek için gelmiştir. Yolunun kesiştiği Cumali, modern zamanın savruk ve onursuz yeraltı dünyasında nefes almaya çalışan, aslında özünde bir o kadar da yalnız bir "şehir çocuğu"dur.

Baran, Cumali'nin dünyasında bir "yabancı" gibi dursa da, aslında ona insanlığı, sadakati ve gerçek aşkın ne olduğunu öğretir. Finalde, gökdelenin tepesinde polis çemberindeyken, Baran’ın gökyüzüne bakıp yıldızları selamlaması; eşkıyanın dünyaya hükmettiği o eski, gururlu günlere selam gönderen epik bir vedadır. Baran ölmez; o, masmavi bir ışığa dönüşerek ait olduğu yere, efsanelerin arasına döner.

"Korkma... Sadece toprağa gideceksin, sonra toprak olacaksın, sonra sularla birlikte bir çiçeğin bedenine yürüyeceksin, oradan özüne ulaşacaksın. Çiçeğin özüne bir arı konacak. Belki.. Belki o arı ben olacam..."
Eşkıya (1996) - Orijinal Film Afişi

1996 yılı... Türkiye'nin "Susurluk" kazasıyla sarsıldığı, karanlık ilişkilerin ortalığa döküldüğü ve sinema salonlarının tozlandığı o unutulmaz kış. Yavuz Turgul'un yönettiği Eşkıya, sadece bir film değil; Türk sinemasının bitti denilen yerden, Cudi'nin zirvesinden bir yıldız gibi kayarak yeniden doğuşudur. Şener Şen ve Uğur Yücel'in o devasa oyunculuk düellosu, bizi Tarlabaşı'nın arka sokaklarından alıp insan ruhunun en saf ve en kirli köşelerine götürmüştür.

İşte o meşhur "Beni hapiste vurdular ölmedim, arkamdan vurdular ölmedim..." repliğinin ve bir devrin kapanışının anatomisi:


Eski Dünya ile Yeni Dünyanın Çarpışması

Film, Anadolu’nun kadim ahlakı ile İstanbul’un vahşi kapitalist ve mafyatik düzeni arasındaki uzlaşmazlığı işler.

  • Onur ve İhanet: Baran (Şener Şen), eşkıyalığı bir "racon" ve "onur" çerçevesinde yaşamış, 35 yıl hapis yatarak bedelini ödemiştir. Karşısındaki Berfo (Mahmut) ise ihaneti bir sermayeye dönüştürmüş, köksüzleşerek zenginleşmiştir.

  • Modernitenin Yırtıcılığı: Baran için gökyüzündeki yıldızlar yön bulmaya yarayan kutsal işaretlerken; Cumali (Uğur Yücel) ve ekibi için İstanbul, uyuşturucunun, hırsızlığın ve "kısa yoldan yırtmanın" vahşi ormanıdır.


Keje'nin Suskunluğu ve Baraj Suları

  • Unutuluşun Suları: Baran’ın köyünün baraj suları altında kalması, hafızanın ve geleneğin yok edilmesini simgeler. Baran, aslında artık dünyada yeri olmayan bir "hayalet"tir.

  • Suskunluk Bir Direniştir: Keje’nin 35 yıl boyunca tek bir kelime bile etmemesi, sadece bir yas değil; çalınan hayatına ve Baran'ına olan sadakatinin en ağır, en sarsıcı protestosudur. Konuştuğu tek an, Baran’ın sesini duyduğu andır; çünkü onun için dünya ancak o zaman tekrar anlam kazanır.


Bir Sinema Devrimi

  • Görsel Şölen ve Müzik: Erkan Oğur’un perdesiz gitarından dökülen o hüzünlü tınılar, filmin görsel estetiğini tamamlayan bir ruh gibidir. Cudi Dağı'nın ihtişamı ile Tarlabaşı’nın gri rutubeti arasındaki tezat, sinematografik bir şaheserdir.

  • Şener Şen ve Uğur Yücel: Şener Şen'in o az konuşan, gözleriyle dünyaları anlatan "Baran"ı ile Uğur Yücel'in yerinde duramayan, her an patlamaya hazır "Cumali"si, sinema tarihimizin en ikonik ikililerinden biri olmuştur.


Türk Sinemasının Kurtarıcısı

Eşkıya, vizyona girdiği dönemde sadece bilet satmadı; Türk insanına kendi hikâyesini izlemenin gururunu geri verdi. Yavuz Turgul'un bu eseri, Yeşilçam’ın naifliği ile modern sinemanın tekniğini kusursuzca harmanlayarak bir köprü kurdu. Bugün bile her izlendiğinde boğazda bir düğüm bırakıyorsa, bunun sebebi içimizdeki o "suskun Keje"ye ve "onurlu Baran"a hâlâ ihtiyaç duyuyor olmamızdır.