Oyuncular: Engin Günaydın, Serhat Tutumluer, Nihal Yalçın, Nergis Öztürk, Murat Cemcir, Feridun Koç, Serkan Keskin, Sarp Apak, Süleyman Arda Eminçe, Sırrı Süreyya Önder, Alper Yılmaz, Süheyla Bostan, Sedanur Bostan, Nurhayat Kavrak, Muammer Er, Sümeyye Karaovalı, Berna Işıl, Buse Kılıçkaya, Öykü Dindar, Serra Can, Sinem Kuzucan, Nigar Alkan, Gizem Can, Tolga Erdoğan, Aslan Işık, Erkan Topal, Serkan Alsancaktar, Tayfun Tonak, Nebi Aydın, İsa Ceylan, Mehmet Gökmen, Yıldız Süer, Yeter Yazıcı, Bayram Ziyade, Duran Kertlez, Gonca Özbaşıoğlu, Nesrin Güngör, Nurten Koç, Ramazan Can, Refik Sümer, Şeref Okur, Denizhan Ülgen Deniz, Fulya Erdoğan, Onur Uslu, Recep Yıldız, Selin Yağcı, Sıla Kılıç, Ufuk Can Akın, Adnan Ateş, Fatih Demir, Hüseyin Aydoğan, Semih Sır
Gurur, Nefret ve Bir Tabak Hayal Kırıklığı
Ankara’da bir devlet dairesinde sıradan bir memur olan Muharrem, içindeki fırtınaları sessiz bir kibirle gizler. Eski arkadaşı Cevat’ın yazdığı romanla büyük bir ödül alması, Muharrem’in içindeki o uyuyan haset canavarını uyandırır. Cevat’ın başarısını "hırsızlık" olarak nitelendirse de, asıl yarası kendi silikliğidir. Bir grup eski arkadaşın Cevat onuruna vereceği akşam yemeğini öğrenince, istenmediğini bildiği o masaya kendini zorla dahil eder.
O gece o masada sadece yemekler yenmez; yıllanmış hesaplar, gizli kıskançlıklar ve insanın en çiğ yanları servis edilir. Muharrem, gece boyunca sessizliğiyle ve patlamalarıyla masadaki herkesi huzursuz ederken, aslında en büyük savaşı kendisiyle vermektedir. Yemek bittiğinde, geriye sadece midede bir ekşime ve ruhun en derininden gelen o "yeraltı" fısıltısı kalacaktır.
"Herkesin her şeyi bildiği ama kimsenin hiçbir şeyi itiraf etmediği o masada, en dürüst kişi aslında en çok nefret edilendi."
***
2012 yılı... Türk sinemasının "karanlık dehası" Zeki Demirkubuz'un, Dostoyevski'nin ölümsüz eseri Yeraltından Notlar'ı Ankara’nın puslu ve klostrofobik atmosferine taşıdığı yıl. Yeraltı, sadece bir kıskançlık öyküsü değil; insanın içindeki o karanlık, pasif-agresif ve kendini imha etmeye meyilli canavarın röntgenidir. Engin Günaydın’ın kariyer zirvesi olarak kabul edilen Muharrem karakteri, sinema tarihimizin en rahatsız edici ama bir o kadar da "bizden" olan anti-kahramanlarından biridir.
Hasettin Anatomisi
Film, entelektüel çevrelerin içten içe çürümüşlüğünü ve bireyin bu çürümüşlük içindeki yabancılaşmasını işler.
Muharrem (Engin Günaydın): Muharrem, modern insanın "görülmeme" ve "önemsenmeme" sancısını çeker. Kendini herkesten üstün görürken aynı zamanda herkesten daha aşağıda hissetmenin yarattığı o korkunç paradoksun esiridir. Onun "yeraltı", Ankara’daki evi değil, kendi zihnidir.
Cevat (Serhat Tutumluer) ve Başarı: Cevat, Muharrem’in olmak istediği ama olamadığı her şeydir: Başarılı, sevilen ve ödüllü. Muharrem için Cevat’ın varlığı, kendi yetersizliğinin canlı bir kanıtıdır.
Bir Akşam Yemeği Savaş Alanı
Zoraki Davet: Muharrem’in kendini yemeğe zorla davet ettirmesi, aslında bir "kendine işkence" yöntemidir. Oraya eğlenmeye değil, nefretini kusmaya ve aşağılanarak haklılığını kanıtlamaya gider.
İkiyüzlülük ve Maskeler: Yemek masası, sahte nezaketlerin ve büyük lafların havada uçuştuğu bir tiyatro sahnesidir. Muharrem, bu sahteliğe dayanamaz ama kendisi de dürüstlük maskesi altında kendi kibrini gizler.
Engin Günaydın ve Demirkubuz Estetiği
Oyunculuk Devleşmesi: Engin Günaydın, Muharrem’in iç seslerini, o meşhur tiklerini ve bakışlarındaki o sönmeyen öfkeyi muazzam bir doğallıkla yansıtır. Seyirci, Muharrem’den hem nefret eder hem de onunla tuhaf bir acıma duygusuyla bağ kurar.
Görsel Dil: Demirkubuz, dar mekanları ve soluk renkleri kullanarak izleyiciyi Muharrem’in iç dünyasındaki o boğucu atmosfere hapseder. O meşhur "tavuk yeme" sahnesi, sinemamızın en ikonik ve metaforik anlarından biridir.
İnsanın En Kuytu Köşesine Bir Yolculuk
Yeraltı, izlemesi zor ama etkisinden kurtulması imkânsız bir başyapıttır. Zeki Demirkubuz, insanın kendi içindeki o pisliği halının altına süpürmesine izin vermez; aksine o halıyı kaldırıp her şeyi yüzümüze çarpar. Muharrem’in o bitmek bilmeyen "kendine acıma" hali ve çevresine duyduğu öfke, aslında modern bireyin yalnızlığının en dürüst yansımasıdır. Film bittiğinde kendinize şu soruyu sormaktan kaçamazsınız: "Benim içimdeki Muharrem ne kadar derinde?"