Oyuncular: Münir Özkul, Ekrem Bora, Itır Esen, Ahmet Sezerel, Eriş Akman, Sevda Aktolga, Cem Şendil, Aytekin Yıldırıcı, Batı Aldemir, Abdi Algül, Cevdet Balıkçı, İhsan Bayraktar, Tayfun Çorağan, Ali Demir, Ali Gençli, Niyazi Gökdere, Mehmet Ali Güngör, Osman Han, Akif Kilman, Yılmaz Kurt, Yusuf Sezer, İhsan Özenç
Köyden Kente Taşınan Kan Kokusu
Köyün kâhyasının oğlu, Davut Ağa’nın evlenmek üzere olan büyük oğlunu öldürür ve kendisi de aldığı yaralar yüzünden can verir. Öfkesi dinmeyen toprak ağası Davut Ağa, kâhyayı ve onun küçük oğlu Ahmet’i topraklarından sürer. Aradan yıllar geçer, Ahmet büyük şehirde tırnaklarıyla kazıyarak üniversiteye kadar yükselir. Kampüste karşılaştığı zarif ve masum Zehra’ya körkütük âşık olur. Ancak feodal kader, ağlarını İstanbul’un göbeğinde yeniden örmüştür; Ahmet’in delicesine sevdiği Zehra, yıllar önce babasının hayatlarını mahvettiği, abisinin katili olan Davut Ağa'nın ta kendisinin kızıdır.
"Biz geçmişin günahını ödemek için mi doğduk Zehra? Bizim suçumuz ne?"
1977 yılı... Türkiye'nin siyasi cinayetler, sokak çatışmaları ve ekonomik ambargolarla en karanlık, en gerilimli dönemlerinden birini yaşadığı yıl. Kartal Tibet’in yönetmen koltuğunda oturduğu Cennetin Çocukları, Anadolu'nun köhne bir geleneği olan kan davasını merkeze alarak, bu feodal şiddetin büyük şehre göç eden insanlar üzerindeki yıkıcı etkisini işler. Münir Özkul ve Ekrem Bora gibi iki dev ismi, evlat acısı ve sınıf çatışmasının iki farklı ucunda karşı karşıya getiren film, masum bir aşkın geçmişin kanlı gölgesinde nasıl sınandığını anlatır.
İstanbul’a Sığınan Feodalizm
Film, 70'li yıllarda Anadolu'dan büyük kentlere taşınan göç dalgasının sadece insanları değil, töreleri ve intikam duygusunu da şehre taşıdığını gösterir.
Şehirde Yaşayan Töre: Kampüs koridorları, modern binalar ve şehir hayatı bile yüzyıllık bir kan davasının soğuk nefesini kesmeye yetmez. Birey ne kadar eğitilirse eğitilsin, feodal bağların onu nasıl geriye çektiği hicvedilir.
Sınıfsal Uçurum ve Güç Dengesi: Toprak ağalığından gelen Davut Ağa’nın şehre taşınan gücü ve kibri ile sürgün edilen kâhya ailesinin dürüst, emekçi var olma mücadelesi arasındaki tezatlık dönemin sınıfsal gerilimini yansıtır.
Üniversite Gençliği ve Masumiyet: Ahmet ve Zehra’nın üniversite ortamındaki duru aşkı, dışarıdaki dünyanın yozlaşmışlığına ve ailelerin bağnazlığına karşı temiz bir sığınak olarak resmedilir.
Babaların Günahı ve Çocukların Cenneti
Kaderin İronisi: İki düşman ailenin çocuklarının birbirini tanımadan aşık olması, hayatın kör tesadüflerle dolu olduğunu ve sevginin hiçbir sınır ya da düşmanlık tanımayacağını vurgular.
Evlat Acısı ve Otorite: Münir Özkul’un canlandırdığı kâhya figürü, çaresizliği ve barışı simgelerken; Ekrem Bora’nın Davut Ağa’sı, intikam hırsıyla gözü dönmüş, kendi çocuklarının mutluluğunu bile bu uğurda harcayabilecek otoriter babayı temsil eder.
Melodramın Yıldız Kadrosu
Ahmet Sezerel ve Itır Esen Uyumsuzluğu: Bizim Aile ve Aile Şerefi gibi sıcak Arzu Film yapımlarından tanınan bu iki genç oyuncu, bu kez daha sert, daha dramatik ve gözyaşı dolu bir hikâyenin taşıyıcısı olmuşlardır. Magazin basını, bu ikilinin Yeşilçam’ın "yeni nesil romantik yüzleri" olduğunu sık sık vurgulamıştır.
Münir Özkul’un Dram Gücü: Genelde komedi ve şefkatli baba rollerinde izlediğimiz Münir Özkul, bu filmde sürgün edilmiş, ezilmiş ama onurunu korumaya çalışan kâhya rolünde izleyiciyi gözyaşlarına boğmuştur.
Kartal Tibet’in Reji Esnekliği: Komedi filmlerindeki başarısının ardından Kartal Tibet, bu filmle ajitasyona düşmeden, toplumsal gerçekçi bir tabanda ağır bir melodramı yönetebileceğini kanıtlamıştır.
Toplumda Nasıl Karşılık Buldu? Cennetin Çocukları, yayınlandığı dönemde Türk seyircisinin kalbindeki en hassas tellere dokunmayı başarmıştır. Kan davasının anlamsızlığını, iki gencin paralanan hayatı üzerinden o kadar net bir dille anlatmıştır ki, izleyici sinema salonlarından hem derin bir hüzünle hem de toplumsal gelenekleri sorgulayarak ayrılmıştır.