Bir Kadeh Nostalji, Bir Tutam Bekleyiş: Yağmurun Sesi Bara Karışırken
Dışarıda sicim gibi yağan bir İstanbul yağmuru, içeride ise sigara dumanı ve loş ışıkların altındaki yalnız ruhlar... Tunç Başaran sinemasının en naif, en gizli kalmış mücevherlerinden biri olan Biri ve Diğerleri, bizi adeta zamanın durduğu bir sığınağa davet ediyor. Hikayemiz, düşlerindeki o gizemli, bilinmeyen kadını beklemek üzere bir bara sığınan bir adamın (Aytaç Arman) etrafında şekilleniyor. Saatler geçiyor, bardaklar boşalıyor ama beklenen o kadın bir türlü kapıdan içeri girmiyor.
Tam o ümitsizlik anında, adamın masasına hiç beklemediği, hayatın içinden bir başka kadın (Meral Oğuz) oturuyor. Sabaha kadar sürecek, sinemamızın en naif diyaloglarıyla örülü, adeta bir "şiirsel düş" böylece başlıyor. Sinemada hüzün ile umudun bu denli iç içe geçtiği çok az an vardır.
"Her insanın beklediği biri, her beklenenin de gideceği bir yer vardır. İkisi aynı olursa mutluluk demektir."
1988 yılının Türkiye’si, 80’lerin getirdiği o büyük toplumsal dönüşümün, bireyselleşmenin ve yalnızlaşmanın doruk noktasıydı. Siyasetin ve sokakların yorgunluğu, yerini insanların kendi iç dünyalarına çekilmesine bırakmıştı. İşte bu film, o dönemin Türk insanının melankolisini, sıkışmışlığını ve her şeye rağmen bir sıcaklık arayışını bir bar taburesinin üzerinden memlekete yansıtıyordu.
"Diğerleri" Kimdi? 80'ler Sonrası Yalnızlaşan Toplum
Film, adından da anlaşılacağı üzere sadece "Birileri"nin değil, toplumun kıyısında köşesinde kalmış "Diğerleri"nin de öyküsüdür. Barın kapısı her açıldığında içeri giren her bir karakter, 1980 sonrası Türkiye'sinin minyatür birer sosyal prototipidir:
Aydın Yabancılaşması: Dönemin entelektüel bunalımları, tutunamayan karakterler üzerinden verilir.
Sınıfsal Çözülme: Büyük şehirde ayakta kalmaya çalışan, hayalleri kırılmış küçük insanlar yan masalarda arz-ı endam eder.
Tunç Başaran, toplumu dışarıdan büyük sloganlarla eleştirmek yerine, bir barın loş ışıkları altında, insanların yüzlerindeki çizgilerden ve suskunluklarından okumayı tercih eder. Bu yönüyle film, dönemin sosyolojik bir panoramsıdır.
Klostrofobik Bir Mekândan Doğan Özgürlük Düşü
Mekân kullanımı açısından sinemamızın en başarılı oda filmlerinden (kamarî sinema) biridir Biri ve Diğerleri. Koskoca bir dünya, bir barın sınırları içerisine sığdırılmıştır.
Yağmur Metaforu: Dışarıdaki bitmek bilmeyen yağmur, karakterlerin iç dünyasındaki arınma isteğini ve kaçış arzusunu simgeler.
Işık ve Gölge Oyunu: Erdoğan Esenboğa imzalı görüntü yönetimi, her bir karakterin yüzündeki hüznü ve umudu adeta birer tablo gibi işler. Bar, hem bir hapishane hem de dış dünyanın acımasızlığından kaçılıp sığınılan bir vaha, bir nevi "özgürlük alanı" hissiyatı doğurur.
Devlerin Kimyası ve Sinematografik Düet
Filmin başarısının arkasında, Türk sinemasının en karakteristik oyuncu kadrolarından birinin bir araya gelmesi yatıyor. Başroldeki Aytaç Arman, o dönem canlandırdığı "düşünen, susan ve gözleriyle konuşan aydın erkek" imajının zirvesindedir. Karşısındaki Meral Oğuz ise büyüleyici enerjisiyle adeta filme can suyu verir. İkilinin arasındaki o dingin kimya, filmi bir sinema yapıtından ziyade canlı bir tiyatro sahnesine dönüştürür.
Kadronun zenginliği ise baş döndürücüdür: Mücap Ofluoğlu, Engin İnal, Güler Ökten, Füsun Demirel, Savaş Yurttaş, Hikmet Karagöz ve hatta Türk sinemasının efsane senaristi Bülent Oran ile yönetmen Feyzi Tuna bile bu barın müdavimleri arasındadır! Her biri, başka filmlerdeki devasa rollerinden sıyrılıp bu naif hikayede birer yapboz parçası olmuşlardır. Film, bu muazzam kadrosuyla hem 24. Antalya Film Şenliği’nde “Jüri Özel Ödülü”ne hem de 7. Uluslararası İstanbul Sinema Günleri’nde “En İyi Film” ödülüne layık görülmüştür.
Kolektif Hafızadaki Yeri ve Geceye Bırakılan İz
Biri ve Diğerleri, hiçbir zaman gişe rekorları kıran popüler bir komedi ya da ağlama garantili bir ana akım dramı olmadı. Ancak o, sinemaseverlerin kalbinde her yağmurlu gecede raftan indirilen gizli bir sığınak olarak kaldı. Bugün bile sinemamızda "yalnızlık", "bekleyiş" ve "insan ilişkileri" denince akla gelen ilk kült yapıtlardan biridir.
Keşfetmeye Devam Edin (Kısır Döngüyü Kıran Öneri Listesi)
Eğer Biri ve Diğerleri filminin o buğulu, samimi ve insan odaklı atmosferini sevdiyseniz, ana akım listelerde pek göremeyeceğiniz şu saklı kalmış cevherlere de mutlaka göz atmalısınız:
Gece Yolculuğu (1987): Ömer Kavur'un yönettiği, Aytaç Arman'ın yine başrolde devleştiği, bir yönetmenin içsel yolculuğunu ve yalnızlığını anlatan minimalist bir başyapıt.
Su da Yanar (1987): Ali Özgentürk imzalı, sinema, sanat ve hayat üzerine derin sorgulamalar içeren, atmosfer olarak bu filme oldukça yakın felsefi bir yapım.
Seni Seviyorum Rosa (1992): Işıl Özgentürk'ün yönettiği, Sumru Yavrucuk'un harika oynadığı, yalnızlık ve hayal dünyası temalarını şiirsel bir dille ele alan bir başka 90'lar başı incisi.
Teyzem (1986): Halit Refiğ'in yönettiği, Müjde Ar'ın başrolde olduğu; toplumun kıyısına itilmiş, "diğerleri" olmaya zorlanmış bir kadının dramını sarsıcı şekilde işleyen kült film.
Hayallerim, Aşkım ve Sen (1987): Atıf Yılmaz'ın yönettiği; sinema aşkını, hayal ile gerçeğin kırılmasını, nostaljiyi bir sinema yıldızı ile hayranı üzerinden burukça anlatan unutulmaz bir eser.