Baba (1971)



Tür: Suç, Dram
Yönetmen: Yılmaz Güney
Oyuncular: Yılmaz Güney, Müşerref Tezcan, Kuzey Vargın, Yıldırım Önal, Ender Sonku, Nedret Güvenç, Yeşim Tan, Aytaç Arman, Feridun Çölgeçen, Mehmet Büyükgüngör, Faik Coşkun, Oktay Demiriş, Cemal Tezer, Muammer Gözalan, Osman Han, Ahmet Karaca, Ali Seyhan, Mustafa Yavuz, Nimet Tezel, Güven Şengil, Hikmet Taşdemir, Mehmet Yağmur, Tuncer Necmioğlu, Arap Celal, Reşit Çildam, Ahmet Kostarika, Giray Alpan, Nizam Ergüden, Nermin Özses, Abdi Algül, Mehmet Ali Güngör, Kenan Karagöz, Dündar Aydınlı, Saliha Demiriş, Emire Erhan, Muzaffer Civan, Yılmaz Kurt, Oktay Yavuz, Corrado Gaipa, Doğan Bavlı, Timuçin Caymaz, Levent Dönmez, Süheyl Eğriboz, Sadettin Erbil, Haldun Ergüvenç, Erdoğan Esenboğa, Ünal Gürel, Agah Hün, Birsen Kaplangı, Sacide Keskin, Jeyan Mahfi Tözüm, Rıza Tüzün, Zafer Önen, Nevin Akkaya, Fuat İşhan, Abdurrahman Palay, Cüneyt Türel

Çocukları İçin Kendini Gömen Bir Adam

Denizci Cemal, her sabah çocuklarının rızkı için kayığının motorunu çalıştırsa da yoksulluğun belini bir türlü bükemez. Tek umudu Almanya’ya gidip gurbette çalışmaktır; ancak sağlık muayenesinde eksik dişleri yüzünden reddedilir. Bu reddediş, onun için bir sonun başlangıcıdır. Tam o günlerde, bahçesinde yaşadığı yalının sahibi büyük bir suç işler.

Zengin adamın teklifi nettir: "Sen bu suçu üstlenip hapse gir, ben de senin ailene krallar gibi bakayım." Cemal, ailesinin açlıktan ölmesindeyse kendisinin parmaklıklar ardında "yaşayan bir ölü" olmasını kabul eder. Yıllarını karanlık bir hücrede, çocuklarının güzel günlerini hayal ederek geçirir. Fakat tahliye günü gelip çattığında, dışarıdaki gerçek soğuk bir tokat gibi yüzüne çarpar: Satın alınan hayatlar, feda edilen yılların yerini tutmamıştır.

"Bir baba için en ağır yük, çocuklarının açlığıdır. O yükü indirmek için gerekirse tüm dünyayı sırtında taşır, gerekirse kendi canından vazgeçer."

***

1971 yılı... Türk sinemasının "Çirkin Kral"ı Yılmaz Güney'in, yoksulluğun insan onurunu nasıl bir pazarlık masasına sürüklediğini en çıplak ve sarsıcı haliyle anlattığı yıl. Senaryosu ve yönetmenliği kendisine ait olan Baba, sadece bir fedakârlık öyküsü değil; adaletin parayla satın alındığı, yoksulun ise sadece "özgürlüğüyle" bedel ödeyebildiği bozuk bir sistemin anatomisidir.


Almanya Hayali ve Sınıfsal Çaresizlik

Film, 70'li yılların başında Türkiye’nin en büyük toplumsal gerçeği olan "Almanya’ya işçi göçü" ve bu göçün yarattığı hayal kırıklıklarını işler.

  • Eksik Dişler, Eksik Hayatlar: Cemal’in sadece "dişleri eksik" olduğu için Almanya’ya kabul edilmemesi, sistemin insanı bir "makine parçası" gibi gördüğünün en sert metaforudur. Sağlam bir diş, bir ailenin kurtuluş biletiyken; o dişin eksikliği Cemal’i çaresizliğin kucağına iter.

  • Yalı ve Bahçe Tezadı: Cemal ve ailesinin bir yalının bahçesinde, yani zenginliğin hemen kıyısında sefalet içinde yaşaması, sınıfsal uçurumun görsel bir kanıtıdır. Zengin içeride günah işlerken, yoksul dışarıda bu günahın bedelini ödemeye hazır bekletilmektedir.


Özgürlüğün Satılığa Çıkarılması

  • Büyük Takas: Yalının sahibi, işlediği cinayeti üstlenmesi karşılığında Cemal’e ailesinin geleceğini vaat eder. Cemal, çocukları aç kalmasın diye kendi ömrünü ve hürriyetini satar. Bu, "babalık" vazifesinin en uç ve en acı noktasıdır.

  • İhanet ve Yozlaşma: Cemal hapisteyken dışarıdaki dünya ve ailesi değişir. Satın alınan refah, beraberinde ahlaki bir çöküşü getirir. Cemal çıktığında, feda ettiği ömrünün karşılığında bulduğu şey, hayal ettiği o huzurlu aile değildir.


Yılmaz Güney Efsanesi

  • Çirkin Kral Karizması: Yılmaz Güney, Cemal karakteriyle sessiz çığlıkların, bakışlarla anlatılan kederin ve halkın içinden gelen o vakur duruşun simgesi olur.

  • Gerçekçi Sinema: Film, stüdyo parıltısından uzak, sokağın tozunu ve yoksulluğun kokusunu izleyiciye hissettiren bir görselliğe sahiptir.


Fedakârlığın ve Hayal Kırıklığının Epik Anlatısı

Baba, Türk sinemasında "toplumsal gerçekçi" damarın en önemli temsilcilerinden biridir. İzleyici, Cemal’in hapse girişindeki o mağrur hüzünle sarsılırken, çıktığında karşılaştığı manzara ile sistemin adaletsizliğine bir kez daha şahit olur. Film, "para her şeyi çözer mi?" sorusuna verilmiş en acı cevaptır. Yılmaz Güney’in bu başyapıtı, üzerinden yıllar geçse de babalığın, yoksulluğun ve insanın kendi onuruyla girdiği o zorlu savaşın unutulmaz bir anıtı olarak kalmaya devam ediyor.