Piano Piano Bacaksız (1991)


 


Tür: Komedi, Dram, Aile

Yönetmen: Tunç Başaran
Oyuncular: Rutkay Aziz, Emin Sivas, Serap Aksoy, Yaman Okay, Ayşegül Ünsal, Ahmet Altunterim, Taner Barlas, Meriç Başaran, Gözde Çoklu, Bilge Demircioğlu, Mustafa Göçmen, Yalçın Güzelce, Sabriye Kara, Alev Karaca, Hayriye Kor, Menderes Samancılar, Cemal San, Suna Selen, Ahmet Yaprak, Erhan Yazıcıoğlu, Meral Çetinkaya, Özcan Özgür, Müşfik Kenter


Kararmış Camların Ardındaki Parlak Hayaller

Savaşın soğuk nefesi İstanbul sokaklarında dolaşırken, eski bir ahşap konağın sakinleri için asıl savaş "mide" ile verilmektedir. Küçük Kemal, annesi ve babasıyla bu devasa evin bir odasına sığışmış, dış dünyadaki gürültüyü bir çocuğun merakıyla dinlemektedir. Konak, adeta Nuh’un Gemisi gibidir; her türden insan, her türlü dertle bu gemidedir.

Dayı, o hengamenin içinde Kemal’in pusulasıdır. İtalyanca öğrendiği o tek kalıpla ("Piano piano") Kemal’e hayatın ritmini öğretir. Komşuların birbirinin tenceresine bir kaşık umut kattığı, imece usulü yaşandığı bu evde; Kemal ve arkadaşları için hayat, karartma perdelerinin ardındaki o minik ışık sızıntılarından ibarettir. Finalde kuyunun derinliklerinde parlayan o gizemli ışık, konağın tüm sakinlerini bir araya getirirken; aslında mucizenin dışarıda değil, o yoksul odalardaki bitmek bilmeyen "dayanışma" olduğunu fısıldar.


***

1991 yılı... Türk sinemasının "Uçurtmayı Vurmasınlar" ile yakaladığı o naif ve çocuksu damarın, Tunç Başaran yönetmenliğinde zirveye ulaştığı yıl. Piano Piano Bacaksız, Kemal Demirel’in anılarından yola çıkarak, II. Dünya Savaşı’nın karartma gecelerinde, bir dilim ekmeğin hayaliyle uyuyan ama rüyaları hala rengarenk olan insanların hikayesidir.

"Yavaş yavaş acele et" diyen o İtalyanca fısıltının, sefaletin ortasında nasıl bir yaşam sevincine dönüştüğünün analizi:

***


"Ekmek Karnesi" ve Karartma Geceleri

Film, Türkiye’nin savaşa girmemesine rağmen, savaşın ekonomik ve psikolojik yıkımını en ağır şekilde hissettiği 1940'lı yılları bir laboratuvar titizliğiyle işler.

  • Milli Korunma Kanunu ve Yokluk: Karaborsanın, karneyle verilen ekmeğin ve her an savaşa girme korkusunun gölgesinde; bir "konak" aslında Türkiye’nin küçük bir özetidir. Her odada farklı bir hikaye, farklı bir ağrı ama ortak bir açlık vardır.

  • Sınıfsal Çöküş: Eskiden aristokrat ailelerin yaşadığı o görkemli ahşap konakların, savaş yıllarında oda oda kiraya verilen birer "yoksulluk kampına" dönüşmesi, dönemin en acı sosyolojik gerçeğidir.


Müşfik Kenter’in Kadife Sesi

  • Nostaljik Perspektif: Filmi eşsiz kılan unsurlardan biri, yetişkin Kemal’in (Müşfik Kenter) anlatımıdır. Kenter’in sesi, o yoksul ve karanlık günleri bir masal tınısıyla yumuşatır. "Hatırlıyorum da..." diye başlayan her cümle, izleyiciyi o tozlu ama sevgi dolu konağın koridorlarına çeker.

  • Çocuk Gözüyle Sefalet: Açlık, bir çocuğun gözünde trajik bir olaydan ziyade, bir "macera" veya "aşılması gereken bir oyun" gibidir. Kemal’in dünyasında fareler bile birer oyun arkadaşı, Dayı’nın nasihatleri ise birer hayat parolasıdır.


Umudun Ritmi

  • İtalyan Esintisi: Dayı’nın sürekli tekrarladığı "Piano piano bacaksız" (Yavaş yavaş çocuk) cümlesi, aslında sadece bir uyarı değil, bir hayat felsefesidir. "Her şey bir anda düzelmeyecek ama yavaş yavaş, sabırla her şeyin üstesinden geleceğiz" mesajını taşır.

  • Kuyudaki Işık: Bahçedeki kuyuya düşen ışık huzmesi, sinema tarihimizin en şiirsel umut metaforlarından biridir. O ışık, belki bir hazineyi, belki de savaşın biteceği o aydınlık sabahı temsil eder.


Toplumda Nasıl Karşılık Buldu?

Piano Piano Bacaksız, Türk halkına en zor zamanlarda bile "insan kalabilmenin" önemini hatırlattı. Tunç Başaran’ın "çocukluk" üçlemesinin önemli bir parçası olarak, sefaletin estetiğini değil, sefalete rağmen korunan onurun destanını sundu. Film, hem hüzünlü hem de "ekmek kadar sıcak" atmosferiyle, sinemamızın en duyarlı yapımlarından biri olarak kalplerde yer etti.