İnşaat 2: On Yılda Bir (2014)


Tür: Komedi, Suç, Dram, Gerilim
Yönetmen: Ömer Vargı
Oyuncular: Emre Kınay, Şevket Çoruh, Sehsuvar Aktaş, Yiğit Arı, Anastasia Beloborodova, Tuncay Beyazıt, Zeki Bıçakçı, Yeşim Büber, Natalia Chubenko, Bumin Dedecan, Eren Dinler, İsmail Düvenci, Koray Elibol, Semin Emran, Bahtiyar Engin, Fatih Günay, Günay Karacaoğlu, Ali Karagöz, Bülent Kayabaş, Selma Kayabaş, Fahri Kincir, İlke Korkmaz, Itri Koşar, Osman Kot, Doğukan Erdem Kutlu, Ahmet Fuat Onan, Fatih Pestil, Burak Satıbol, Ayhan Taş, Emre Törün, Özlem Türay, Güzin Usta, Tamer Yiğit, Engin Yüksel, Emin Çağman, Şükran Çağman, Burhanettin Çelik, Şevket Çemç, Kadir Özübek

Özgürlüğün İlk Günü, Mezarlığın Yeni Adresi

On koca yıl... Ali ve Sudi için hayat durmuş, takvimler işlememiş gibidir. Parmaklıklar arkasından "bir daha asla" yeminiyle çıkan ikili, Ege'nin huzurlu bir kasabasında, kaçak bir mekânda bekçilik yaparak yeni bir hayata niyetlenirler. Hedefleri nettir: Kavuşmak, sevmek ve bu topraklardan uzaklara gitmek.

Ancak Ege denizi, onlara bir karşılama hediyesi olarak iki ceset gönderir. Remzi Kaptan’ın kirli pazarlıkları ve Komiser Şevket’in karanlık koruması altında, Ali ve Sudi için emeklilik hayali bir anda suya düşer. "Gömmezsek başımız belaya girer" diyerek ellerine aldıkları o ilk kürek, on yılın pasını silerken onları yine aynı karanlık kuyunun içine çeker. Onlar suçtan kaçtıkça, suç kıyıya vurmaya devam edecektir.


"On yıl hapiste kalmak bizi temizlemedi, sadece küreği tutan ellerimizi dinlendirdi."

***

2014 yılı... İlk filmden tam 11 yıl sonra, Ali ve Sudi’nin o tozlu, beton kokulu makus talihi bu kez Ege’nin tuzu ve iyot kokusuyla birleşiyor. Ömer Vargı'nın imzasını taşıyan bu devam halkası, "Kaderden kaçış var mı?" sorusunu yine o bildiğimiz absürt ve karanlık tonla soruyor. Hapis hayatından sonra temiz bir sayfa açmak isteyen ikilinin, denizin maviliğinde bile "toprağın kokusunu" almaları, Türk sinemasının en istikrarlı bahtsızlık öykülerinden birini tamamlıyor.


Değişen Suç, Değişmeyen Figüranlar

Film, suçun kentsel dönüşümden sahil kasabalarına nasıl evrildiğini gösterir.

  • İnsan Kaçakçılığı ve Kirli Düzen: İlk filmde "şehirli infazları" gömerken, bu kez 2010'lu yılların en büyük trajedilerinden biri olan düzensiz göç ve insan kaçakçılığı fon olarak kullanılıyor. Suçun doğası değişse de, sistemin en altındaki "gömücülerin" (Ali ve Sudi) pozisyonu aynı kalıyor.

  • Yozlaşmış Otorite: Komiser Şevket figürü üzerinden, adaletin her zaman suçun karşısında değil, bazen bizzat içinde bir "ortak" olarak konumlanabileceği eleştirisi, filmin kara mizah dozunu artırıyor.


"Coğrafya Kaderdir, Kürek de Öyle"

  • Kaçış ve Hapis Döngüsü: On yıl hapis yatan adamların, özgürlüklerinin ilk günlerinde yine cesetlerle karşılaşması, bir Yunan trajedisi kadar kaçınılmazdır. Ali ve Sudi, modern zamanların Sisyphus'u gibidir; onlar kayayı tepeye çıkarmaya değil, cesetleri toprağa saklamaya mahkûmdurlar.

  • Yurt Dışı Hayali: İlk filmden beri süregelen o "buradan gitme" arzusu, bu kez Ege'nin serin sularında bir seraba dönüşür. Sevilen kadınlarla kurulan hayaller, kıyıya vuran gerçeklerle (cesetlerle) bir kez daha ertelenir.


Emre Kınay ve Şevket Çoruh Kimyası

  • Karakterlerin Olgunluğu: Ali ve Sudi artık daha yorgun, daha temkinli ama bir o kadar da birbirine muhtaçtır. İkilinin arasındaki o eşsiz paslaşma, filmin en büyük kozu olmaya devam eder.

  • Mekân Zıtlığı: İlk filmin klostrofobik, gri inşaat alanı yerine Ege'nin uçsuz bucaksız ferahlığı tercih edilse de; hikâyenin yarattığı boğulma hissi aynıdır. Bu zıtlık, ironiyi güçlendiren temel unsurdur.


Bir Devam Filminin Ötesinde: Kaderin Cilvesi

İnşaat 2: On Yılda Bir, ilk filmin yarattığı kült etkiyi sürdürürken, karakterlerin on yıl sonraki ruh halini ve değişen Türkiye panoramasına dair ipuçlarını da cebinde taşıyor. İzleyici, Ali ve Sudi’nin her "bu son" deyişinde aslında bunun bir başlangıç olduğunu bilmenin o tuhaf, hüzünlü keyfini yaşıyor. İlk filmdeki o "masum" işçiler artık hayatın sillesini yemiş, sistemin nasıl işlediğini acı yoldan öğrenmiş adamlardır. Ege'nin o güzelim koyları, bu ikili için yine bir açık hava mezarlığına dönüşürken; film bize kötülüğün on yılda bir değil, her an her yerde pusu kurabileceğini hatırlatıyor.