Behzat Ç. Ankara Yanıyor (2013)


Tür: Aksiyon, Macera, Suç, Dram, Gizem, Gerilim
Yönetmen: Serdar Akar
Oyuncular: Erdal Besikçioglu, Sanem Çelik, Nejat İşler, Fatih Artman, İnanç Konukçu, Berkan Sal, Seda Bakan, Eray Eserol, Serenay Sarıkaya, Aslı Tandoğan, Sadi Celil Cengiz, Rıza Kocaoğlu, Tuğrul Tulek, Aliye Esra Salebci, Ayça Eren, Selahattin Bel, İbrahim Sevinc, Ekim Mağden, Boğaçhan Sözmen, Tolga Tekin, Engin Özsayın, Oktay Dal, Murat Ekşioğlu, Rıdvan Kaya, Furkan Turan, Aynur Türk


Gri Şehrin İsyankar Çocukları

Ankara, ardı ardına gelen suikastlarla sarsılmaktadır. Bir bakkalın, bir Alman memurun ve bir bakanın öldürülmesi, ülkeyi patlamaya hazır bir bomba haline getirir. Emniyet, bu karmaşayı terfi fırsatına çevirmek isteyen "yalaka" bürokratların elindedir. Ancak bu kördüğümü çözecek tek kişi, rütbeleri sökülmüş, hayata küsmüş Behzat Ç.’dir.

Eski ekibini bir araya getiren Behzat, Ulrike’nin de yardımıyla ipuçlarını takip ederken, karşısında yine sistemin en karanlık yüzü olan Ercüment Çözer’i bulur. Ankara’nın barikatlı sokaklarından Kıbrıs’ın kirli pazarlıklarına uzanan bu yolculukta Behzat, katili ararken aslında kendi geçmişiyle ve yanan bir ülkenin gerçekleriyle bir kez daha yüzleşecektir.


"Bizim buralarda adalet, sadece sarayların isminde olur."

 

***

2013 yılı... Türkiye’nin sokak hareketleriyle çalkalandığı, toplumsal hafızanın en sıcak olduğu ve "adalet" kavramının meydanlarda sorgulandığı o tarihi yıl. Behzat Ç. Ankara Yanıyor, Serdar Akar’ın yönetmenliğinde, televizyon tarihinin en aykırı karakterini beyaz perdeye ikinci kez taşıyan; sadece bir cinayeti değil, bir şehrin ve bir dönemin ruh halini anlatan "isyan" dolu bir yapımdır.

İşte "Amirim"in geri dönüşü ve Ankara’nın gri dumanları altındaki anatomisi:


Sokak, Kaos ve Otorite

Behzat Ç: Ankara Yanıyor, 2010’ların Türkiye’sinin toplumsal gerilimlerini kurgu üzerinden yansıtır. Film, sokaklardaki protesto dinamikleri, polis müdahaleleri ve kaotik atmosferi sadece arka plan olarak değil, anlatının ayrılmaz bir parçası haline getirir. Bu yönüyle sokak hareketleri ve otorite çatışması, filmin en güçlü temalarından biridir.

Sistem ve Bürokrasi: Yeni atanan Himmet Başkomiser karakteri, kurum içi hiyerarşiler ve yozlaşma üzerine keskin bir eleştiri sunar. Film, liyakatin geri plana itildiği, sadakat ve terfi hırsının ise siyasi ve bürokratik kararları belirlediği bir teşkilat yapısını sert bir dille sorgular. Başkomiser’in açığa alınması, sistemin kendi doğrularıyla çelişen yüzünü sembolik olarak ortaya koyar.

Toplumsal Gerilim ve Kimlik: Film, Gezi Parkı ve benzeri toplumsal hareketlerin atmosferini çağrıştıran bir politik duyarlılık taşır. Polisin toplum gözündeki değişen imajı ve “devletin polisi mi, halkın polisi mi” sorusu; çatışma, empati ve aidiyet temaları üzerinden cesurca işlenir. Filmin anlatısı, bu ikilem üzerinden izleyicide derin bir sorgulama yaratır.


Ercüment Çözer ve Adalet Paradoksu

  • Kedi-Fare Oyunu: Behzat Ç. ve ezeli düşmanı Ercüment Çözer arasındaki ilişki, bu filmde uluslararası bir boyuta taşınır. Ercüment, sistemin yarattığı bir "canavar" olarak, adaleti kendi yöntemleriyle (ve parasıyla) sağlamaya devam eder.

  • Kıbrıs Hattı: Ankara'nın boğucu ve gri atmosferinden Kıbrıs’ın sahte ışıltısına uzanan yolculuk, suçun ve yolsuzluğun sınır tanımadığını gösterir. Behzat, her zamanki gibi "yanlış yaparak doğruyu bulmaya" çalışır.


Bir Fenomenin Beyaz Perdedeki Ağırlığı

  • Karakter Derinliği: Erdal Beşikçioğlu, Behzat Ç. karakterini sadece bir polis olarak değil, vicdanı ve acıları arasında sıkışmış bir "kaybeden" olarak oynamaya devam eder. Ekibin (Akbaba, Hayalet, Cevdet) dağılmış hali, izleyicide derin bir melankoli yaratır.

  • Sinematografi: Ankara’nın gece çekimleri, gaz bombası dumanları ve loş sorgu odalarıyla film, klasik polisiye atmosferini modern bir "kara film" (film-noir) estetiğiyle birleştirir.


Toplumda Nasıl Karşılık Buldu?

Behzat Ç. Ankara Yanıyor, vizyona girdiği dönemde sadece bir polisiye olarak değil, politik bir duruş olarak görüldü. Özellikle Gezi olaylarının hemen ardından çekilmesi ve sahnelerindeki göndermeler, dizinin kemikleşmiş hayran kitlesi tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Film, "Ankara polisiyesi" türünü bir üst seviyeye taşırken; toplumsal adaletsizliğe ve yozlaşmaya karşı duyulan öfkeyi en "samimi" ve "küfürbaz" haliyle yansıtan bir başyapıt olarak kabul edildi.