Tür: Dram
Yönetmen: Şerif Gören, Yılmaz Güney
Oyuncular: Yılmaz Güney, Gülsen Alnıaçık, Tuncel Kurtiz, Osman Alyanak, Enver
Dönmez, Ahmet Koç, Lütfü Engin, Sema Engin, Hicret Gürson, Nizam Ergüden,
Kemal Tatlı, Mehmet Eken, Semra Kaya, Hacı Bayram Kısacık, Sevgi Tatlı,
Kürşat Alnıaçık, Nimet Tezel
Bir Gözü Kör, Diğer Gözü Define Peşinde
Adana’nın kavurucu sıcağında, eskimiş faytonuyla geniş bir aileyi doyurmaya çalışan Cabbar, her gün daha da derine batan bir borç sarmalındadır. Hayatındaki tek sermayesi olan atı, zengin bir adamın arabası altında kalıp can verince Cabbar’ın dünyası kararır. Adalet arar ama bulamaz; çünkü yasalar güçlüden yanadır.
Emeğiyle kazanamayacağını anlayan Cabbar, yanına mahallenin uyanığı Hasan’ı ve gizemli bir hocayı alarak uçsuz bucaksız topraklarda "define" aramaya başlar. Gözleri bağlı bir şekilde, bir hocanın peşinde, hiç var olmayan bir hazineyi ararken aslında kendi akıl sağlığını ve umudunu yitirmektedir. Filmin o meşhur finalinde, Cabbar’ın kendi etrafında dönerek hayali bir kuyu kazması; umudun nasıl bir cinnete, bir körlüğe dönüştüğünün en trajik resmidir.
***
1970 yılı, Türk sinemasının sadece bir filmle değil, koca bir anlayışla sarsıldığı yıldır. Umut, Yeşilçam’ın o pembe, pırıltılı ve her zaman "iyi sonla" biten dünyasına indirilmiş en ağır balyozdur. Yılmaz Güney, bu filmle "Çirkin Kral" imajını bir kenara bırakıp, toplumun en alt tabakasındaki insanın çaresizliğini, sistemin dişlileri arasında ezilişini ve rasyonaliteden kopup "mucizelere" sığınışını bir belgesel çıplaklığıyla anlatmıştır.
İşte Türk sinemasında "Toplumsal Gerçekçilik" akımının zirvesi olan o sancılı yolculuğun analizi:
***
Modernleşmenin Kurbanları
1970 Türkiye'si, otomobillerin çoğaldığı, geleneksel iş kollarının (faytonculuk gibi) tarihe gömüldüğü bir geçiş dönemidir.
-
Sistematik Çaresizlik: Cabbar (Yılmaz Güney), bu değişimin altında kalan küçük adamdır. Atı bir otomobilin çarpması sonucu öldüğünde, aslında ölen sadece bir hayvan değil, Cabbar’ın sisteme olan son bağı ve emeğidir.
-
Sansürün Hedefi: Film, Türkiye’nin yoksulluğunu "fazla gerçekçi" gösterdiği için dönemin Danıştay kararıyla yasaklanmıştır. "Türkiye'de böyle yoksulluk yoktur" diyen bürokrasiye karşı, filmin gizlice yurt dışına kaçırılıp Cannes Film Festivali’nde gösterilmesi sinema tarihimizin en büyük direniş hikayelerinden biridir.
Emekten "Umut"a Kaçış
-
Emeğin Değersizleşmesi: Cabbar, borç batağındadır. Çalışarak borçlarını ödeyemeyeceğini anladığı an, rasyonel dünyadan kopar. Önce milli piyango, sonra define avcılığı... Bu, ekonomik çıkmaza giren toplumların her zaman düştüğü "mucize bekleme" tuzağının sinematik bir özetidir.
-
Sınıfsal Uçurum: Faytonun lüks bir otomobille çarpışması, eski ve yeni ekonominin sembolik savaşıdır. Kazanan her zaman makineler ve sermayedir; kaybeden ise sadece bir "at" değil, bir "hayat"tır.
Bir "Kral"ın Doğuşu
-
Çirkin Kral’dan Sanatçıya: O dönemin magazin basını Yılmaz Güney’i sadece bir "aksiyon yıldızı" olarak görürken, Umut ile birlikte Güney’in entelektüel ve sanatçı kimliği tüm dünyada tescillenmiştir.
-
Doğaçlama ve Gerçekçilik: Filmdeki bazı sahneler o kadar doğaldır ki, izleyici bir kurgu mu yoksa gizli kamera çekimi mi olduğunu anlamakta zorlanır. Adana’nın tozlu yolları ve Cabbar’ın o boş bakışları, Türk sinemasına "karakter oyunculuğu" kavramını yeniden tanımlatmıştır.
Toplumda Nasıl Karşılık Buldu?
Umut, halkın içinde susturulmuş olan o "geçim derdi" çığlığının perdedeki sesi oldu. İnsanlar, Cabbar’ın çaresizliğinde kendi mutfaklarındaki yangını gördüler. Sinema çevrelerinde ise bu film, "Yeşilçam bitti, Yeni Sinema başladı" dedirten bir devrim olarak kabul edildi. Toplum, bu filmle birlikte sinemanın sadece bir eğlence değil, bir ayna ve bir hesap sorma biçimi olduğunu anladı.