Sürü (1978)




Tür: Dram
Yönetmen: Zeki Ökten
Oyuncular: Tarık Akan, Melike Demirağ, Tuncel Kurtiz, Savaş Yurttaş, Şener Kökkaya, Şuayip Adlığ, Zeliha Bekan, Cevahir Civelek, Göktürk Demirezen, Erol Demiröz, Ekrem Erkek, Levent İnanır, Gülten Kaya, Meral Niron, Yaman Okay, Turgut Okutman, Cemile Talan, Levent Yalman, Fehmi Yaşar, Resmiye Yılmaz, Güler Ökten


Koyunlar Gibi Güdülen Bir Kader

Doğu’nun sert rüzgârlarında, kan davasının ve törenin kıskacında bir hayat... Şivan, karısı Berivan’ı hayata döndürmek için çırpınırken; babası Hamo, hem sürüsünü hem de ailesini bir arada tutmaya çalışmaktadır. Ancak sürü hastalanmış, töre kirlenmiş ve düzen bozulmuştur. Ankara'ya yapılan o uzun tren yolculuğu, bir umut değil, bir cenaze alayıdır.

Vagonlardan her gün bir koyun ölüsü atılırken, Şivan’ın içindeki umutlar da birer birer o rayların kenarına serilir. Ankara’ya vardıklarında ise düşman artık kan davalıları değil; paranın, bürokrasinin ve yabancılaşmanın o devasa duvarıdır. Berivan’ın Ankara sokaklarındaki son bakışı, sadece Şivan’ın değil, koca bir coğrafyanın yitip giden masumiyetinin son çığlığıdır. Sürü, aslında hepimizin o büyük "modernleşme" trenine kurbanlık olarak bindirildiğimizi hatırlatan soğuk bir gerçektir.

"Koyunlar birer birer ölürken, biz de onlarla beraber bitiyoruz Şivan. Ankara’nın binaları bize mezar olacak, görmüyor musun?"

Sürü (1978) - Orijinal Film AfişiSürü (1978) - Orijinal Film Afişi

1978 yılı... Türkiye’nin siyasi olarak kaynadığı, sokakların barut koktuğu ve sinemanın "gerçek" ile yüzleşmekten başka çaresinin kalmadığı o keskin viraj. Zeki Ökten’in yönettiği, senaryosu ise İmralı Cezaevi’ndeki Yılmaz Güney’in kaleminden dökülen Sürü, Türk sinemasının sadece bir başyapıtı değil, aynı zamanda bir sosyolojik otopsisidir. Film, bir hayvan sürüsünün Doğu’dan Ankara’ya yaptığı yolculuk üzerinden, koca bir feodal düzenin can çekişerek modern dünyanın dişlileri arasında nasıl öğütüldüğünü anlatır.


"İnsan Sürüsü"nün Yol Ayrımı

Film, hayvancılığa dayalı göçebe kültür ile büyük şehrin acımasız ekonomik gerçekliği arasındaki o dev uçurumu bir tren yolculuğuna sığdırır.

  • Sessizliğin Dili: Berivan (Melike Demirağ), feodal baskının altında dilsizleşmiş Anadolu kadınının ete kemiğe bürünmüş halidir. Onun konuşmaması, sadece bir hastalık değil; kadının o düzende söz hakkının, hayatının ve geleceğinin olmadığının en sert kanıtıdır.

  • Hamo’nun İnadı ve Çöküşü: Tuncel Kurtiz’in devleştiği Hamo, bin yıllık bir babalık otoritesinin çaresiz çırpınışıdır. Oğlu Şivan’a duyduğu öfke, aslında değişen dünyaya karşı duyduğu ama isimlendiremediği o korkunç acizliğin yansımasıdır.


Bozkırdan Betona Bir Ağıt

  • Tren Metaforu: Ankara'ya giden o tren, aslında bir zaman makinesidir. Vagonlardaki koyunlar telef olurken, aslında o vagonların içindeki insanlar da eski hayatlarına, onurlarına ve masumiyetlerine veda etmektedirler.

  • Asfaltın Soğukluğu: Sürünün Ankara’nın merkezine, gökdelenlerin ve trafiğin ortasına girdiği o sekans, sinema tarihimizin en güçlü imgelemidir. Dağların kralı olan bir aşiretin, kentin keşmekeşinde birer "hiç"e dönüşmesi, modernitenin köylüye attığı en ağır tokat gibidir.


Bir "Jön"ün Devrimi

  • Tarık Akan'ın Dönüşümü: Akan, bu filmle birlikte "Salonların prensi" imajını kurban ederek "Halkın aktörü" olmayı seçmiştir. Şivan karakterindeki o kavruk, yorgun ve hüzünlü hali, bir aktörün kendi konfor alanını terk edip gerçeğin peşine düşmesinin en büyük örneğidir.

  • Yılmaz Güney’in Gölgesi: Film boyunca hissedilen o sert, tavizsiz ve politik duruş; Yılmaz Güney’in cezaevi duvarlarını aşan dehasının bir sonucudur. Zeki Ökten ise bu metni, o güne kadar görülmemiş bir görsel gerçekçilikle (belgesel estetiğiyle) harmanlamıştır.


Bir Devrin Sonu

Sürü, izleyiciye sadece bir hikâye anlatmaz; bir devrin kapanışını ve bir halkın mülksüzleşerek kente savruluşunu belgeler. Locarno’dan kazandığı ödüllerle dünyaya rüştünü ispatlayan bu yapım, Türk sinemasında "politik sinema" denildiğinde akla gelen ilk ve en güçlü kaledir.