Tür: Komedi
Oyuncular: Kemal Sunal, Münir Özkul, Semra Özdamar, Adile Naşit, Halit Akçatepe, Şener Şen, Tarık Akan, Ahmet Arıman, Cem Gürdap, Muharrem Gürses, Bülent Igdiroglu, Cengiz Nezir, Feridun Savli, Sitki Akçatepe, Teoman Ayik, Ergin Orbey, ErTuğrul Bilda, Talat Dumanlı, Hakkı Karadayı, Tayfun Akalin, Orhan Aydınbas, Ekrem Dümer, Dilaver Gür, Tuncay Akça, Leman Akçatepe, Gazanfer Şener, Akil Öztuna
Sahte Diplomalar ve Mum Işığında Aşk Mektupları
Türk sinema tarihinin belki de en hüzünlü, en gururlu ve aynı zamanda karnımıza ağrılar sokan o büyük yüzleşmesiyle başlar her şey. Mezuniyet belgelerini alıp Mahmut Hoca’nın hastane odasına koşan o koca bebekler, aslında kendi kurdukları sevgi dolu yalanın esiridir. Ertem Eğilmez sinemasının mucizesi de tam burada gizlidir: Bizi dakikalarca güldürdüğü o sahte dünyadan çekip çıkarır ve gerçeğin soğuk ama şefkatli kollarına bırakır. Okula geri dönen Mahmut Hoca ile Hababam Sınıfı’nın kaderi bir kez daha kesişmiştir: Herkes sınıfta kalmıştır ve o meşhur Özel Çamlıca Lisesi koridorları, bu kez yeni edebiyat öğretmeni Semra Özdamar’ın (Semra Öğretmen) gelişiyle sarsılacaktır.
Sınıfın o saf, çocuksu ve her daim aşka aşık ruhu İnek Şaban, bu kez arkadaşlarının hazırladığı devasa bir tuzağın tam ortasına düşer. Semra Hoca’dan geldiğini sandığı aşk mektuplarını mum ışığında, gecesini gündüzüne katarak cevaplarken, biz ekran başında hem onun o temiz kalbine hayran kalırız hem de başını yakacağı o kaçınılmaz sona doğru kahkahalarla sürükleniriz. Ancak bu şaka, idealist bir kadının ve disiplin abidesi Kel Mahmut’un duvarına çarptığında, Hababam sadece derslerden değil, insan olmaktan da büyük bir sınav verecektir.
"Aç kapıyı Veysel Efendi, Hababam Sınıfı geri döndü!"
1975 yılının Türkiye’sine doğru ufak bir zaman yolculuğuna çıkalım. Ülkenin ekonomik darboğazlardan geçtiği, siyasi ve sosyal kutuplaşmaların yavaş yavaş filizlendiği, insanların televizyonun o tek kanallı siyah-beyaz dünyasında ya da sinema salonlarında bir nebze olsun nefes almaya çalıştığı zorlu bir dönem. Rıfat Ilgaz’ın ölümsüz eserinden sinemaya uyarlanan bu şaheser, tam da toplumun o en çok bir arada olmaya, ortak bir neşede ve hüzünde buluşmaya ihtiyaç duyduğu anda ilaç gibi gelmiştir. Dönemin sertleşen okul disiplinine, eğitim sistemindeki ezberci kalıplara karşı sinema perdesinden yükselen o samimi başkaldırı, aslında halkın kendi içindeki sıkışmışlığın da tatlı bir deşarj noktasıdır.
Kopya Çeken Bir Gençliğin Sistemle İmtihanı
Film, görünüşte bir grup zengin ya da haylaz çocuğun haytalıklarını anlatsa da derinde muazzam bir toplumsal eleştiri barındırır. Özel Çamlıca Lisesi, aslında dönemin Türkiye’sinin minyatür bir maketidir. Bir yanda parasıyla çocuklarını oraya gönderen ama onlarla ilgilenmeyen kopuk aile yapısı, diğer yanda ise eğitim sisteminin sadece ezbere, cezaya ve kalıplara dayalı yapısına karşı kendi alternatif yaşam alanını kuran bir gençlik vardır. Münir Özkul’un hayat verdiği Mahmut Hoca karakteri, sadece bir müdür muavini değil; kapitalist dünyanın duyarsızlığına karşı "insan yetiştirmeyi" hedefleyen, sınıfsal farklılıkları okul kapısının dışında bırakan bir toplumsal vicdandır. Kopya çekmek, okuldan kaçıp maça gitmek, aslında dönemin gençliğinin otoriteye karşı verdiği masum ve zararsız bir barışçıl protesto biçimidir.
Merdiven Boşluğundan Sınıf Sıralarına Uzanan Kolektif Ruh
Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı, mekân kullanımı açısından adeta bir klostrofobi harikasıdır ama o dar koridorlar ve sınıf sıraları seyirciye asla boğucu gelmez. Aksine, o ahşap sıralar birer yuvaya dönüşür. Sınıftaki sıraların dizilimi, merdiven boşluğundaki o gizli sigara kaçamakları ve okulun bahçesi, aidiyet duygusunun en yüksek perdeden işlendiği alanlardır. Filmdeki en büyük metafor ise şüphesiz "mum ışığıdır". Şaban’ın sahte aşk mektuplarını yazarken yaktığı o cılız mum, onun içindeki o saf, temiz ve karanlıkta kalmış çocuksu umutları simgeler. Filmin atmosferi, neşeli bir okul komedisinden anında kopkoyu bir hüzne evrilebilen o eşsiz Yeşilçam dengesi üzerine kuruludur; zil çaldığında koridorlara dökülen neşe, Mahmut Hoca’nın tek bir bakışıyla derin bir saygı sessizliğine gömülür.
Devlerin Kimyası ve Unutulmaz Karakter Düetleri
Bu filmi sinema tarihimizin zirvesine taşıyan en büyük etken, kadrodaki aktörlerin birbirleriyle olan kusursuz paslaşmalarıdır. Kemal Sunal (İnek Şaban) ve Halit Akçatepe (Güdük Necmi) arasındaki o ezeli didişme, Tarık Akan’ın (Damat Ferit) o karizmatik ama sınıfa sadık duruşuyla dengelenir. Tabii ki kadroya bu filmle dahil olan ve Türk sinemasının çehresini değiştiren Şener Şen’i (Badi Ekrem) unutmak ne mümkün! Badi Ekrem’in o kırmızı eşofmanıyla Şaban’a tırnak attırmaya çalıştığı, şener şen sinemasının doğuşunu müjdeleyen o jimnastik sahneleri oyunculuk dersi niteliğindedir. Adile Naşit’in (Hafize Ana) o her derde deva okul ziliyle sınıfa şefkat taşıması, Tuncay Akça’nın o meşhur ve muzip gülüşüyle birleşir. Melih Kibar’ın o ellerimizden kayıp giden gençliği, dostluğu ve hüznü aynı anda hissettiren o ölümsüz fon müziği ise filmin gizli başrol oyuncusudur; hızlı çalındığında neşe, yavaş çalındığında gözyaşı döktüren başka bir melodi herhalde dünya sinemasında yoktur.
Toplumda Nasıl Karşılık Buldu
Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı, vizyona girdiği günden bu yana Türk toplumunun kolektif hafızasında bir filmden çok daha fazlası oldu. Bugün bile televizyonda yüzüncü kez yayınlansa reyting listelerini altüst eden, replikleri günlük dilimizin bir parçası haline gelen (Örn: "Kim koydu o kopya kağıdını oraya?") yapı taşımızdır. Biz bu filmde kendi gençliğimizi, kaybolan arkadaşlıklarımızı ve o hiç unutamadığımız öğretmenlerimizi bulduk.
Keşfetmeye Devam Edin (Kısır Döngüyü Kıran Öneri Listesi)
Eğer Hababam Sınıfı’nın o sıcak okul atmosferini, hırpalanmış ama temiz kalpli gençlerin hikayelerini ve toplumsal taşlamalarını seviyorsanız, her yerde karşınıza çıkan popüler filmlerin dışındaki bu taze listeye göz atmalısınız:
Bizim Sınıf (1978): Ferdi Eğilmez’in yapımcılığında, yine Rıfat Ilgaz öykülerinden beslenen, Hababam ruhunu farklı bir sınıfta ve kadroyla deneyen, sistemi tatlı sert eleştiren gözden kaçmış bir taşra okulu klasiği.
Gırgıriye (1981): Müjdat Gezen ve Perran Kutman’ın devleştiği, kolektif neşenin, mahalle kültürünün ve fakirliğe karşı kahkahayla direnen insanların Hababam tadındaki muazzam cümbüşü.
Aslan Bacanak (1977): Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın mahalle korumacılığını, otoriteyle olan tatlı didişmesini ve toplumsal kurallara karşı halkın kendi mizahını üretimini anlatan harika bir Ertem Eğilmez ekolü işi.
Neşeli Günler (1978): Münir Özkul ve Adile Naşit’in bu kez bir aile trajikomedisinde buluştuğu, tıpkı Hababam gibi çocukların anne-babayı birleştirmek için çevirdiği o sıcak ve masum oyunların filmi.
Ah Nerede (1975): Tarık Akan ve Gülşen Bubikoğlu’nun başrolde olduğu, İstanbul’a okumaya gelen taşralı üç kardeşin haytalıklarını, aşklarını ve babalarından kaçışlarını Hababam’ın o gençlik enerjisiyle sunan romantik komedi.